
Michael Faraday‘in 1821’de icat ettiği elektrik motoru, bugün arabalarımızda, fanlarımızda, çamaşır makinelerimizde ve saç kurutucularımızda kullanılıyor. Dahası, 1831’de elektromanyetik indüksiyon keşfi, elektrik jeneratörlerinin ve transformatörlerin geliştirilmesine zemin hazırladı.
Peki Michael Faraday kimdir? ve bu inanılmaz buluşları nasıl gerçekleştirdi? 22 Eylül 1791’de Londra’da doğan bu sıradan bir demirci oğlu, kitapçı çırağı olarak başladığı yolculukta elektrik ve manyetizma alanında devrim yarattı. Bu yazıda, michael faraday’in hayatını, çığır açan buluşlarını ve bilime yaptığı eşsiz katkıları keşfedeceğiz.
Michael Faraday Kimdir?
Newington Butts, Surrey bölgesi… 1791 yılının sonbaharında burada dünyaya gelen bebek, gelecekte elektrik ve manyetizma alanında çığır açacak olan Michael Faraday’di. Ailenin üçüncü çocuğuydu. Babası James Faraday, eşi ve iki çocuğuyla birlikte 1790 kışında kuzeybatı İngiltere’deki Westmorland’dan iş aramak umuduyla Londra’ya taşınmıştı. O dönemde Surrey’in bir banliyösü olan bu bölge, yoksul işçi ailelerinin yaşadığı sıradan bir yerleşim yeriydi.
Doğduğu bu çevre; soyluların ya da zengin kentsoyluların değil, toplumun en alt sınıfından emekçilerin hayata tutunmaya çalıştığı bir mahalleydi. Toplam dört çocuğu olan ailenin evinden geçim sıkıntısı hiç eksik olmuyordu. Bazen yiyecek bulmak bile büyük bir mücadele gerektiriyordu; öyle ki bir defasında ailenin tamamı, bütün bir haftayı tek bir somun ekmekle geçirmek zorunda kalmıştı.
Elektrik Motoru Ne Zaman İcat Edildi? Neden?
Elektrik motoru tek bir günde değil, 1820-1830 yılları arasındaki keşiflerin birleşimiyle icat edilmiştir. Temelini 1821’de Michael Faraday, elektrik enerjisini mekanik harekete dönüştüren ilk düzeneği (“homopolar motor”) kurarak atmıştır. Daha kullanışlı ilk doğru akım motoru ise 1832’de William Sturgeon tarafından geliştirilmiştir.
Neden İcat Edildi? İcadın temel motivasyonu, doğadaki elektromanyetik kuvveti kontrol altına alıp fiziksel bir işe dönüştürme arzusuydu. Sanayi Devrimi sırasında buhar makineleri hantaldı ve sadece büyük fabrikalarda kullanılabiliyordu. Bilim insanları; daha temiz, sessiz, kompakt ve verimli bir güç kaynağı arayışındaydı.
Elektrik motoru, enerjiyi kablolarla taşıma imkanı sunarak üretimi fabrikaların ötesine taşıdı; ev aletlerinden ulaşıma kadar modern yaşamın her alanında iş gücünü otomatize etmek için vazgeçilmez bir araç haline geldi. Kısacası, insan gücüne duyulan ihtiyacı azaltmak ve makineleri her ölçekte çalıştırabilmek için icat edildi.
İlginizi Çekebilir: AG Fiyat Listesi
Demirci Babanın Oğlu Olarak Büyümek
Babası James Faraday, demircilik yaparak ailesinin geçimini sağlamaya çalışıyordu. Ancak yıllarca ağır ve kötü koşullarda çalışmak sağlığını derinden sarsmıştı. Sık sık hastalanıyor ve düzenli olarak çalışamaz hale geliyordu. Bu çaresizlik, ailenin zaten zor olan maddi durumunu çok daha içinden çıkılmaz bir hale getiriyordu.
Michael’ın çocukluk yılları derin bir yoksulluk içinde geçti. Annesi Margaret Hastwell, taşrada büyümüş emektar bir kadındı. Evlenmeden önce hizmetçilik yapmış, çocukları olduktan sonra ise kendini tamamen ailesine adamıştı. Sevgi dolu, sakin ve bilge bir anne olarak, tüm yoksulluğa rağmen dört çocuğuna en büyük manevi desteği o veriyordu.
Maddi imkansızlıklar nedeniyle Michael, yalnızca en temel düzeyde bir okul eğitimi alabildi. Oldukça kısa süren bu öğrenim hayatında sadece okuma, yazma ve bir miktar temel aritmetik öğrenebildi. Ancak bu durum onun bilgiye olan açlığını durduramadı; ilerleyen yıllarda kendi kendini okuyarak yetiştirecek (otodidakt) ve eşsiz bir bilgi birikimine ulaşacaktı.
Çağdaşı olan birçok ünlü bilim insanının aksine o, ne soylu bir aileden geliyordu ne de zengin bir kentsoyluydu. Örgün eğitim şansından tamamen mahrum kalan bu zeki çocuk, hayata bir ciltçi dükkanında çalışan sıradan bir emekçi olarak atılacaktı.
Sandemanian İnancının Faraday’in Hayatındaki Yeri
Faraday ailesi, Sandemancılar adı verilen küçük bir Hıristiyan tarikatının üyesiydi. Bu neo-Calvinist mezhep, Kutsal Kitap’ı birebir yorumlayan ve dönemin toplumu tarafından çoğu zaman hor görülen bir cemaatti. Genç Michael, anne babasının Sandemancı öğretilerini içtenlikle benimsedi ve ömrü boyunca bu tarikatın sadık bir mensubu olarak kaldı.
Sandemancı inancının, Michael Faraday’in yaşamı ve dünya görüşü üzerinde çok güçlü bir etkisi oldu. Cemaat üyeleri doğal, gösterişten uzak ve sade bir yaşamı tercih ediyordu.
Zenginleşmek ve maddi kazançlar peşinde koşmak, cemaat tarafından kesinlikle tasvip edilmeyen davranışlardı. Politikada tarafsız kalmak da Sandemancıların en tipik özelliğiydi; hükümetlere itaat ederken, politikayı “ahlaktan yoksun, aşağılık ve kirli bir oyun” olarak görüyorlardı.
Faraday, Kutsal Kitap’ın mutlak otoritesinin bilim tarafından zayıflatılamayacağına inanıyordu. Aksine, bu inancın samimi bir dindara yakışır tarzda yaşanması durumunda bilimi de aydınlatabileceğini savunuyordu.
Şöhretten ve ön planda olmaktan kaçınan, üç odalı mütevazı apartman dairesinde ailesi ve aynı inançtaki arkadaşlarıyla birlikte olmaktan en büyük mutluluğu duyan son derece dindar bir adamdı. Bu alçakgönüllü yaşam tarzı, ilerleyen yıllarda elde edeceği devasa bilimsel başarılar karşısında göstereceği o eşsiz tevazunun da temelini oluşturdu.
Kitapçı Çırağından Bilim Tutkununa Dönüşüm
14 Yaşında Başlayan Çıraklık Yılları
Gazete dağıtımı, küçük Michael için hayatın ilk para kazanma deneyimiydi. Ailesi büyük bir geçim sıkıntısı çekerken, o sokakları dolaşarak evlere gazete bırakıyordu. Ardından George Riebau’nun kitapçı ve ciltçi dükkanında çalışmaya başladı. 1805 yılında, henüz 14 yaşındayken bu dükkana çırak olarak kabul edildi.
Bu çıraklık serüveni, Mart 1813’e kadar tam yedi yıl boyunca sürecekti. Bir yandan diğer çocuklar gibi bir meslek öğreniyor, bir yandan da zor durumdaki ailesine maddi destek sağlıyordu.
Kitap kapakları hazırlamak, sayfaları bağlamak ve ciltleme işlemlerini tamamlamak… Görünürde sıradan bir zanaat öğreniyordu. Ancak hiç kimsenin bilmediği bir şey vardı: Bu sıradan ve yorucu işin arkasında, bilim tarihini baştan yazacak olağanüstü bir fırsat gizliydi.
Ciltlenen Kitaplardan Öğrenmek
Diğer çırakların aksine Faraday, ciltlenmek için getirilen kitaplara farklı bir gözle baktı. Sayfalar halinde getirilen, bağlanan ve kapakları hazırlandıktan sonra bekleyen kitapları fırsat buldukça okumaya başladı. Her kitap, onun için küçük bir hazineydi. Tarih, simya, edebiyat, şiirler… Ne bulursa okuyordu.
Özellikle fizik ve kimya kitapları çok ilgisini çekti. Britannica Ansiklopedisi’nin üçüncü cildinde yer alan elektrikle ilgili makaleler onu adeta büyüledi. Bir de Jane Marcet’in “Kimya Üzerine Sohbetler” kitabı vardı. 600 sayfalık bu eser, sıradan insanların rahatlıkla anlayabileceği bilgiler içeriyordu. Öyle etkilenmişti ki, cebindeki kısıtlı parayı bu kitaptaki deneyleri yapabilmek için malzeme temin etmeye harcıyordu.
Isaac Watts’ın “The Improvement of the Mind” kitabı da hayatında bir dönüm noktası oldu. Dogmaların ve klişelerin tehlikelerinden, eleştirel düşüncenin öneminden bahsediyordu bu kitap. Bir insanın neden sorgulaması gerektiğini anlatıyordu. Faraday, öğrendiği her şeyi hemen kendi hayatına uyguladı.
Henüz 15 yaşında bir ciltçi çırağı iken, eski şişeleri ve keresteleri kullanarak statik enerji üreticisi cihazlar yaptı. Elektrokimya üzerine deneyler yaparak zayıf bir voltaik pil üretmeyi başardı. Sadece hurda parçalarından yararlanarak deneyler yapmaya başlamıştı; evinde adeta kendi kişisel laboratuvarını kurmuştu.
Humphry Davy’nin Konferansları ile Tanışma
Tanınmış fizikçi ve doğa felsefecisi John Tatum’un halka açık konferanslar vereceğini duyduğunda, bu derslere katılmayı çok istedi. Gereken giriş ücreti 1 şilindi ancak bu miktar, bir ciltçi çırağı için oldukça fazlaydı. Babasının mesleği olan demirciliğe devam eden ağabeyi, onun bilime olan bu büyük ilgisini desteklemek amacıyla ona o 1 şilini verdi. O 1 şilin, tüm hayatını değiştirecekti.
Ama asıl büyük fırsat bambaşka bir şekilde karşısına çıktı. Çalıştığı kitapçının müşterilerinden biri olan Kraliyet Filarmoni Derneği’nin kurucusu William Dance, ona Sir Humphry Davy’nin Kraliyet Enstitüsü’nde bir konferans vereceğini söyledi ve katılmak için bilet isteyip istemediğini sordu. Sir Humphry Davy, o dönem dünyanın en ünlü bilim insanlarından biriydi.
1812 yılında Londra’da bu halka açık kimya konferanslarına katılma şansını yakaladı. Asitlik düzeyi üzerine tam dört derse katıldı. Derslerde Davy’nin yaptığı deneyleri büyük bir ilgiyle izledi ve bol bol notlar aldı. Her saniyesini, ağızdan çıkan her kelimesini kaydetti. Aldığı bu notlara kendi eklemelerini de yaparak, 300 sayfalık ve tamamen el yazısıyla hazırlanmış bir kitap ortaya çıkardı. Bu eseri özenle ciltleyip Sir Davy’ye gönderdi. Sir Davy de bu anlamlı kitabı nazikçe kabul etti.
Royal Institution’a Giden Yol
Kısa bir süre sonra yaşanan üzücü bir kaza, onun için büyük bir şansa dönüştü. Sir Humphry Davy, azot triklorür ile yaptığı bir deney esnasında gerçekleşen patlamada yaralanıp görme ve yazma yeteneğini geçici olarak kaybedince, not tutucusu olması için onu davet etti. Böylece kısa bir süre Davy’ye yardım etme fırsatı buldu.
Hemen izleyen günlerde, Davy’nin laboratuvar asistanlarından biri olan John Payne görevi kötüye kullanmaktan kovulunca; Davy ona kimya asistanlığı işini isteyip istemediğini soran bir mesaj gönderdi.
Onun için verilecek tek bir cevap olabilirdi: Evet! 1 Mart 1813’te Kraliyet Enstitüsü’ne Kimya Asistanı olarak atandı. Kendisine Kraliyet Akademisi’nde tavan arasında bir oda tahsis edildi. İlk işi kimya bölümünde asistanlıktı; deneyler ve dersler için gerekli malzemeleri büyük bir titizlikle hazırlıyordu.
Michael Faraday Çalışmaları Çığır Açan Buluşlar
1821: İlk Elektrik Motoru
1820 yılında Danimarkalı fizikçi Hans Christian Ørsted, bir telden elektrik akımı geçtiğinde çevresinde manyetik alan oluştuğunu göstermişti. Bu kritik bilgiden yararlanarak 3 Eylül 1821’de tarihi bir deney gerçekleştirdi.
Royal Society’nin bodrumunda, cıva dolu bir cam kabın dibine bir mıknatıs yerleştirdi. Bir pile bağladığı tel ise yukarıdan sarkıyordu. Telden elektrik akımı geçtiğinde, tel mıknatısın etrafında dönmeye başladı. Böylece dünyanın ilk elektrik motorunu icat etmişti.
Elektrik enerjisini mekanik harekete dönüştüren bu temel cihaz sayesinde, bugün kullandığımız elektrikli makinelerin ve modern endüstriyel çağın sarsılmaz temellerini atmış oldu. Basit bir pil, bir mıknatıs ve biraz bakır telden oluşan bu devrimsel düzenek, tarihe homopolar motor olarak geçti.
1831: Elektromanyetik İndüksiyon Keşfi
Elektrik enerjisinden manyetizma üretildiğinden bu yana, bilim insanlarının en büyük sorusu “Manyetizmadan elektrik enerjisi elde edilebilir mi?” olmuştu. 29 Ağustos 1831’de bu sorunun yanıtını buldu.
Kalın bir demir halkayı iki taraftan tel ile sardı. Bir tarafı pile, diğer tarafı galvanometreye bağladı. Birincil devreyi kapattığında galvanometre iğnesi atladı. Manyetik alanın değişimiyle elektrik akımı oluşturabildiğini keşfetti. Bu tarihi olay elektromanyetik indüksiyon olarak adlandırıldı. Böylece mekanik enerjiyi elektrik enerjisine çevirmenin, yani jeneratör üretmenin yolunu bulmuştu.
Bugün barajlardan su gücüyle elektrik üretimi tamamen bu ilkeye dayanmaktadır. Transformatörlerin, elektrik motorlarının ve jeneratörlerin gelişmesini sağlayan kanun işte böyle doğdu.
Benzen ve Diğer Organik Bileşiklerin Bulunması
1820’de bilinen ilk karbon ve klor bileşiklerini üreterek kimya alanında da derin bir iz bıraktı. Klor çalışmalarına dahil oldu ve iki yeni klor ve karbon bileşiği keşfetti. Bunun yanı sıra, 1825 yılında aydınlatıcı gazlar üzerine yaptığı araştırmalar sonucunda benzeni izole etti ve tarif etti.
Benzen, pratik hayatta kullanımı anlamında kimyadaki en önemli maddelerden biri haline geldi; sanayide, özellikle plastik üretiminde kullanılan ana molekül oldu.
Aynı zamanda gazların sıvılaştırılması konusunda da çığır açtı. Klor ve amonyak başta olmak üzere birkaç gazı sıvılaştırmayı başardı. Bu keşfin önemi, mekanik pompaların oda sıcaklığında bir gazı sıvıya dönüştürebileceğini kanıtlamasıydı. Bu muazzam buluş, modern buzdolaplarının ve dondurucuların çalışmasını mümkün kıldı.
Elektroliz Yasaları
1834 yılında, elektroliz olayındaki madde-elektrik ilişkisini açıklayan meşhur yasalarını yayımladı. Elektrotlarda (anotta ve katotta) açığa çıkan madde miktarının, devreden geçen akım yük miktarı ile doğrudan orantılı olduğunu kesin olarak kanıtladı.
Farklı çözeltilerden eşit miktarda yük geçirilmesi durumunda ise anot ve katotta meydana gelen değişimin, maddenin eşdeğer kütlesiyle doğru orantılı olduğunu belirledi. Elektrik gücünün, molekülleri bir gerilim durumuna soktuğunu savunarak bilim dünyası için devrim niteliği taşıyan o temel elektrokimya yasalarını literatüre kazandırmış oldu.
Elektrik yükü, etrafında elektrik alanı oluşturur. Kapalı bir yüzeydeki toplam elektrik akısı, içindeki yükle doğru orantılıdır. Pozitif yükten alan çıkar, negatife girer.
Manyetik monopol yoktur! Manyetik alan çizgileri her zaman kapalı döngü oluşturur — kuzey kutbundan çıkar, güney kutbuna girer. Hiçbir yüzeyden net manyetik akı geçmez.
Değişen manyetik alan, elektrik alanı oluşturur. Bu, transformatörlerin, jeneratörlerin ve elektromanyetik indüksiyonun temelidir. Negatif işaret Lenz Yasası’nı gösterir.
Elektrik akımı VE değişen elektrik alanı, manyetik alan oluşturur. Maxwell’in “deplasman akımı” (ε₀∂E/∂t) terimi, ışığın elektromanyetik dalga olduğunu kanıtlamasını sağladı.
Diyamanyetizma ve Işık-Manyetizma İlişkisi
Eylül 1845’te not defterine “Sonunda manyetik bir eğri veya kuvvet çizgisini aydınlatmayı ve bir ışık ışınını mıknatıslamayı başardım” diye yazdı. Gerçekten de, bir ışık huzmesini eğmeyi başarmıştı.
Tarihe Faraday Etkisi olarak geçen bu olağanüstü olgu, ışık ve elektromanyetizma arasındaki derin ilişkiyi tanımlıyordu. Bu keşif, polarizörlerden geçirilen ışığın güçlü bir elektromıknatıs altındayken yön değiştirdiğini açıkça gösterdi. Böylece, ışığın elektrik alanının manyetik alanlardan etkilenebildiğini kesin olarak kanıtlamış oldu.
Faraday’in Bilime Katkıları ve Bilimsel Mirası
Elektrik ve Manyetizma Alanındaki Devrim
1846 yılında elektrik alanları ve manyetizmanın birbiriyle nasıl etkileştiğini tanımlayan alan teorisini formüle etmeye başladı. Elektromanyetik alan kuramını oluşturması, insanlığın doğal dünyayı kavramasına yaptığı en önemli katkı oldu.
Alan teorisi başlangıçta niceliksel olsa da; İrlanda’dan Atlantik Okyanusu’nun karşı kıyısındaki Newfoundland’e uzanan bir telgraf kablosu çekmeye dair zorlu mühendislik sorununu çözerek, önce İngiltere’de sonra da Avrupa’daki André-Marie Ampère gibi bilginlerin geliştirdiği diğer matematiksel elektromanyetik etki teorilerinin yerini aldı.
William Thomson ve James Clerk Maxwell’in yetkin matematikçi ellerinde, onun alan teorisi modern teorik fiziğin temel taşlarından biri oldu ve bugün de olmaya devam ediyor. 19. yüzyılın sonlarına doğru yaptığı çalışmaları, elektrik mühendisliğine ve modern dünyanın inşasına zemin oluşturdu.
Keşfettiği elektromanyetik indüksiyon ilkesi, bir manyetik alanın değişiminin bir elektrik akımı oluşturabileceğini kesin olarak gösterdi ve modern elektrik mühendisliğine yön verdi.
Elektrokimya Teorisi
Elektroliz olayını inceleyerek, elektrik akımının bir sıvı içindeki kimyasal reaksiyonları nasıl etkilediğini açıkladı. Elektriksel kuvvetin kimyasal molekülleri uzaktan etkileyerek ayrıştırmadığını; aksine, moleküllerin ayrışmasının ancak iletken bir sıvı ortamdan akım geçmesiyle ortaya çıktığını kanıtladı. Ayrışan madde miktarı, çözeltiden geçen elektrik miktarına doğrudan bağımlıydı. Elde ettiği bu önemli bulgular, onu yepyeni bir elektrokimya kuramı oluşturmaya yöneltti.
Tüm bu çalışmalarının yanında, kendi adıyla anılan “Faraday kafesi” konseptini de ortaya koydu. İletken bir yüzeyle kaplı alanın, dış elektrik alanlarından etkilenmediğini keşfetti. Bu tarihi buluş, içindeki hacmi dış elektrik alanlarının zararlı etkilerinden tamamen koruma işlevi gören devrim niteliğinde bir yapı yarattı.
Royal Institution’daki Christmas Lectures Geleneği
Kraliyet Enstitüsü’nün bir başka ana işlevi, orta sınıf ve aristokrat dinleyicilerini bilim hakkında bilgilendirmekti. O, bu rolü miras alarak çok daha başarılı bir noktaya taşıdı. 1827 yılında kimya konulu ilk “Christmas Lecture”ını (Noel Konferansı) sundu. Kariyeri boyunca toplamda 19 Christmas Lecture serisi vererek, tek bir kişi tarafından sunulan en fazla konferans sayısına ulaşma unvanını elde etti.
Ayrıca, Erken Viktoryen Dönemi’nde bilimin ilerletilmesi hedeflerinden biri haline gelen “Cuma Akşamı Konuşmaları”nı kurdu. Bu etkinlik kapsamında her hafta, konularında yetkin bilim insanları tarafından bir saatlik konferanslar veriliyordu. Kurduğu bu köprü sayesinde; önemli bilimsel keşifleri hem Kraliyet Enstitüsü üyelerine hem de yazılı medya aracılığıyla dünyanın geri kalanına başarıyla aktarabiliyordu.
Maxwell’in Denklemlerine Zemin Hazırlamak
Maxwell, elektromanyetik alan ve dalga kavramlarını geliştirerek fiziksel gerçeklik kavramındaki büyük değişimin ilk ve en önemli adımını attı. Elektrik alan teorisi için temel fikirlerin benden geldiğini Maxwell daha sonra serbestçe kabul etti. Katkısı bu fikirleri klasik alan denklemleri biçiminde matematik haline getirmekti.
Albert Einstein 1936’da görüşünü şöyle belirtmişti: “Faraday ve Maxwell’in elektrik alan teorisi muhtemelen Newton’dan beri fiziğin temellerinde yaşanmış en etkili dönüşümü temsil eder”. Maxwell denklemleri, elektrik mühendisliği, iletişim teknolojisi ve optiğin neredeyse her uygulamasında hala kullanılmaktadır.
Son Yılları ve Ölümü
Deniz Fenerleri Projesi
Bu parlak zihin, teorik çalışmalarının yanı sıra pratik projelere de büyük bir özveriyle zaman ayırdı. Trinity House için bilimsel danışmanlık görevini üstlenerek; deniz fenerlerinin inşası, işletilmesi ve gemi diplerinin korozyondan korunması gibi hayati projelere yoğun emek harcadı. Deniz fenerleri için elzem olan yüksek kaliteli optik camın üretilmesini bizzat o sağladı.
Londra’daki Trinity Buoy İskelesi’nde bulunan atölyesi, deniz fenerlerinde elektrikli aydınlatmanın kullanıldığı ilk deneylere ev sahipliği yaptı. Bugün bile tek deniz fenerinin yanındaki Zincir ve Şamandıra Mağazası’nın üzerinde duran bu atölye, onun mirasını yaşatmaktadır. O, deniz güvenliği söz konusu olduğunda bilimsel bilginin teoride kalmayıp, mutlaka pratik uygulamalara ve hayat kurtaran çözümlere dönüştürülmesi gerektiğine yürekten inanıyordu.
Hampton Court’taki Emeklilik Yılları
Ne yazık ki, sekiz yıl boyunca aralıksız süren deneysel ve kuramsal çalışmaların sonunda, 1839’da sağlığı bozuldu. Bunu izleyen altı yıl boyunca üretici bir etkinlik gösteremedi ve araştırmalarına ancak 1845’te yeniden başlayabildi. Çeşitli ülkelerdeki tedavisi dört yıl kadar sürdü. Bu hastalık sonucu ortaya çıkan bellek zayıflığı, günden güne daha da arttı.
1855’ten sonra zihinsel gücü azalmaya başladı. Buna rağmen ara sıra deneysel çalışmalar yaptığı oluyordu; hatta aynı yıl The Times gazetesine Thames ırmağındaki kirlenmeyle ilgili bir mektup gönderdi. 70 yaşına geldiğinde, 1861 yılında Kraliyet Enstitüsü’nden istifa etti. Artık sağlığı iyice bozulmuştu ve sürekli bakıma gereksinimi vardı.
Kraliçe Victoria, bilime yaptığı büyük katkıları göz önüne alarak ona Hampton Court’ta bir ev bağışladı. Bu eve yerleşti ve emeklilik yıllarını burada geçirdi. Bellek sorunları yaşadığı için eşi Sarah ona uzun yıllar boyunca baktı. Çiftin çocukları yoktu.
25 Ağustos 1867: Bir Dehanın Sonu
75 yaşında, 25 Ağustos 1867’de öldü. Yaşadığım sürece İngiltere’nin kralları, kraliçeleri ve Isaac Newton gibi bilim insanlarına yapılan gibi bir cenaze töreni teklif edildiAma asla kabul etmediler. Mütevazı bir dinlenme yeri yeterliydi.
Londra’daki Highgate Mezarlığı’nda son istirahatgahıma kavuştu. Sahip olduklarımızı, tüm insanlığın hizmetine bıraktı. Herhangi bir lambayı açtığınızda veya bir elektrik motorunun çalıştığını duyduğunuzda, onu hatırlamanız çok içtendir.
Michael Faraday Sözleri
Michael Faraday’ın İlham Veren Sözleri
-
“Hiçbir şey, doğanın yasaları kadar güvenilir ve değişmez değildir.”
-
“Önemli olan, olayların nedenini ve nasıl olduğunu merak etmektir. Merak, bilimsel keşfin ilk adımıdır.”
-
“Bir bilim insanı, her zaman öğrenmeye ve fikirlerini değiştirmeye hazır olmalıdır.”
-
“Matematiksel olarak kanıtlanamayan hiçbir şeye tam olarak güvenmeyin, ancak deneylerle desteklenen her şeye saygı duyun.”
-
“Bilim, bize evrenin muazzam düzenini ve işleyişini gösteren bir rehberdir.”
-
“Hata yapmaktan korkmayın; hatalar, doğruya giden yolda en önemli derslerdir.”
-
“Doğanın gizemlerini çözmek, insanlığın en asil uğraşlarından biridir.”
-
“Gerçek, her zaman en basit olanda gizlidir.”
Faraday ismi, sadece bilim tarihindeki tozlu sayfalarda değil; her düğmeye bastığımızda yanan ışıkta, dönen her motorda ve elektromanyetizmanın olduğu her noktada sonsuza dek yankılanmaya devam edecektir. Onun mirası, insan azminin ve merakının neleri değiştirebileceğinin en somut ve ölümsüz kanıtıdır.


Hakkımızda
Vizyon Dergisi
Genel Müdür Mesajı
KVKK
General Manager's Message