Feridun Geçgel

https://www.vekmar.com.tr/wp-content/uploads/2026/07/feridun-gecgel.png
Astor Enerji, Yönetim Kurulu Başkanı

Feridun Geçgel

    27.07.2026

    Varol Öndoğan: “Feridun Bey, Suruç’un, Şanlıurfa’nın o kadim topraklarından çıkıp bugün küresel enerji liginde oyun kurucu bir pozisyona geldiniz. Çoğu insan zirveye çıktığında arkasındaki yolu unutur, siz ise memleket sevdasıyla yerel bağlarınızı hep sıkı tutuyorsunuz. Bugün milyarlarca dolarlık bir şirketi yönetirken, Suruç’taki o ilk adımı atan genç Feridun’un sesini hala içeride bir yerde duyuyor musunuz? O topraklardan aldığınız en büyük öğreti, bugünkü kararlarınızın neresinde duruyor?”

    Feridun Geçgel: Varol Bey, insan ne kadar uzağa giderse gitsin, toprağının kokusunu üstünde taşır. Eğer o kokuyu, o kökleri inkâr ederseniz, rüzgârın önünde savrulan kuru bir yaprağa dönersiniz. Suruç’taki, Urfa’daki o kadim topraklar bana her şeyden önce sabretmeyi, toprağa tohum ekip onun sabırla yeşermesini beklemeyi öğretti. Bugün Türkiye’de, Ortadoğu’da, Amerika’da ya da dünyanın başka bir yerinde sözleşmelere imza atarken, masada o genç Feridun’un nefesini hep ensemde hissediyorum. O genç çocuk bana şunu fısıldıyor: “Nereden geldiğini unutma, gücün seni kör etmesine izin verme.” Bizim oralarda bir söz vardır. “Başak gibi olmalı insan, büyüdükçe başı öne eğilmeli.” Zirveye çıkmak, fabrikalar kurmak, istihdam sağlamak büyük bir nimet, evet. Ama o topraklardan aldığım en büyük öğreti rızık korkusu taşımamaktır. Ticarette hileye kaçmadan, dürüstçe, sözünün arkasında durarak iş yaparsan, o toprak seni aç bırakmaz. Kararlarımı alırken rasyonel hesaplar yaparım, mühendisliğe, bilime inanırım ama nihai kararda o Suruçlu çocuğun adalet duygusu ve vicdanı devreye girer. Benim için asıl başarı, o çocuğun gözünün içine bugün de utanmadan bakabilmektir.

Varol Öndoğan: “2005 yılında Astor’u devraldığınızda, piyasa bunu sadece bir trafo fabrikası satın alımı olarak gördü. Ama bugünün resmi, sizin o gün aslında bir ‘gelecek vizyonu ve potansiyeli’ satın aldığınızı kanıtlıyor.
Herkesin mazeret ürettiği, kriz konuştuğu dönemlerde, o küçük yapıda kimsenin göremediği hangi gizli cevheri gördünüz de bu büyük meydan okumaya cesaret gösterdiniz?”

Feridun Geçgel: O dönemde herkes bana “Feridun, ne yapıyorsun, bu kriz ortamında trafo fabrikası mı alınır, maceraya mı atılıyorsun?” dedi. Piyasa hantallaşmıştı, insanlar mazeretlerin arkasına saklanıyordu. Ama benim gördüğüm şey şuydu: Türkiye büyümek zorundaydı. Enerji olmadan ne bir ev aydınlanır ne bir fabrika döner. Ben orada sadece demir yığınları, eski makineler görmedim; Türkiye’nin ve dünyanın gelecekte muhtaç olacağı o devasa enerji açığını gördüm.

Bir de en önemlisi, insanımızın emeğindeki o gizli cevheri gördüm. Doğru liderlik, net hedef ve tavizsiz disiplin bir araya geldiğinde bizim mühendisimizin, bizim işçimizin dünyayla rekabet edebileceğine inandım. Krizler gelir geçer Varol Bey, ticarette korkan oyunun dışında kalır. Ben hevesle değil, çok net bir planla yola çıktım. Rakipler mevcudu korumaya çalışırken, biz yatırıma, teknolojiye, AR-GE’ye bütçe ayırdık. Herkes mazeret üretirken biz iş ürettik. Astor’u aldığım gün, kafamda bugünkü küresel gücün temelleri zaten atılmıştı. Ben o gün bir fabrika değil, bu ülkenin küresel enerji vizyonunu satın aldım ve ona inandım.

Varol Öndoğan: “Forbes listelerinde Türkiye’nin en zengin insanı konumundasınız. Şirket hisseleriniz rekorlar kırıyor, başarı her yerden üzerinize akıyor. Ancak iş dünyasında güç ve zirve, beraberinde derin bir yalnızlık ve büyük bir manevi bedel getirir. Artık herkes sizden bir şey bekler ve kimse size hatalarınızı söylemez. Bu izolasyon bir liderin en çok ihtiyaç duyduğu şeyi, yani aynayı sessizce elinden alır. Feridun Bey; her şey sustuğunda, o devasa finansal büyüklüğün arkasında nasıl bir iç disiplin yaşıyorsunuz? Bu gücün ruhunuza yüklediği ağırlığı dengelemek ve o kaybolan aynanın yerini doldurmak için kendi içinizde nasıl bir terazi kuruyorsunuz?”

Feridun Geçgel: Bu soru işin ambalajını yırtıp atan, çok derin bir soru Varol Bey. Haklısınız, zirveye çıktıkça etrafınızdaki kalabalık artar ama sesler tekleşir. Herkes başarıyı alkışlar, kimse “Feridun Bey burada yanlış yapıyorsun” demez, diyemez. Güç insanı körleştirebilir, izolasyon dediğiniz şey o aynayı gerçekten elinizden alır.

Ben o aynanın kaybolmasına izin vermemek için kendi içimde çok katı, çelikten bir adalet terazisi kurdum. Geceleri ışıklar söndüğünde, o devasa finansal rakamların hiçbir hükmü kalmaz. O an vicdanımla baş başa kalırım. Gün içinde aldığım kararları, kırdığım bir kalp olup olmadığını, hakkını teslim etmediğim bir emek kalıp kalmadığını o terazide tek tek tartarım.

Ruhuma yüklenen bu ağırlığı dengelemek için sığındığım tek liman, kendi özümdür, ailemdir ve o eski dostluklarımdır. Paranın ve gücün değiştiremeyeceği, bana karşı eğilip bükülmeyen, gerçeği yüzüme vurabilecek insanları etrafımda tutmaya gayret ederim. Benim terazimin bir kefesinde başarılar ve sorumluluklar varsa, diğer kefesinde beni her zaman mütevazı ve toprağa yakın tutan manevi değerlerim var. Eğer o terazinin dengesi şaşarsa, listelerdeki yerinizin hiçbir anlamı kalmaz.

Varol Öndoğan: “Medya sizi ‘Trafo Kralı’ olarak nitelendiriyor; yani siz aslında elektriği ve enerjiyi dönüştüren adam olarak biliniyorsunuz. Ancak büyük liderler bilir ki, asıl zor olan enerjiyi değil, insanı yönetmek ve dönüştürmektir. Sizin yönetim terazinizde teknik bilgiyle donanmış ama kibirli bir uzman mı, yoksa sadakatle çalışan ve gelişime açık bir adanmışlık mı daha kıymetlidir? İnsan kaynağında aradığınız o ‘görünmez kumaş’ nedir?”

Feridun Geçgel: Bana ‘Trafo Kralı’ diyorlar ama ben bu tip unvanları çok önemsemem. Bizim işimiz yüksek gerilimle, akımla, teknikle ilgili; yani hata kabul etmeyen bir alan. Teknik bilgi elbette şart ve mühendislik bu işin kalbi. Ama benim yönetim terazimde kibirli bir uzmanın yeri yoktur Varol Bey. Kibir, kurumsal yapının içini kemiren bir kurttur. İstediği kadar dahi olsun, eğer ekibine tepeden bakıyorsa, ortak akla inanmıyorsa o insanla uzun vadeli yol yürüyemeyiz. Benim için sadakat, adanmışlık ve gelişime açıklık çok daha kıymetlidir. Teknik bilgi sonradan öğretilir, deneyim zamanla kazanılır; ama insanın içindeki o ahlak, o sadakat kumaşı sonradan dikilmez. İnsan kaynağında aradığım o ‘görünmez kumaş’ dürüstlüktür, işine duyduğu saygıdır ve aidiyet hissidir. Astor’u bugünlere getiren şey, sadece bizim gayretimiz değil, mühendislerimizin ve diğer tüm kadrolarımızın arkasındaki adanmış ruhlardır. Ekibimde mazeretlerin arkasına sığınmayan, kriz anında sorumluluk alabilen ve en önemlisi niyetinde dürüst olan insanları görmek isterim. İnsanın karakteri temiz olacak ki, ürettiği iş de temiz olsun.

Varol Öndoğan: “Ekonomik fırtınaların ve piyasa krizlerinin eksik olmadığı bir coğrafyada gemiyi sadece yüzdürmekle kalmadınız, adeta fırtınanın yönünü tahmin edip yelkenleri önceden o rüzgâra göre açarak sarsılmadan yol almayı başardınız. Kriz dönemlerinde genel müdürlerinizden ve yöneticilerinizden mazeretler mi, yoksa kârlılığı ve planı koruyan net projeksiyonlar mı beklersiniz? Bir kriz anında masaya yumruğunuzu vurduğunuzda, organizasyona yayılmasını istediğiniz duygu nedir?”

Feridun Geçgel: Biz bu coğrafyada ticaret yapıyorsak fırtınanın eksik olmayacağını bilerek yola çıkacağız. Şikâyet etmek, mazeret üretmek acizlerin işidir. Kriz dönemlerinde benim yöneticilerimden beklediğim tek şey rasyonel akıl ve net çözümlerdir. Karşıma gelip “Feridun Bey piyasa çok kötü, dolar uçtu, faiz yükseldi” diyen adamla işim olmaz; bunu sokaktaki insan da biliyor zaten. Önemli olan o fırtınada yelkeni nasıl açacağındır, bana hangi planla, hangi maliyet projeksiyonuyla geldiğindir.

Kriz anlarında masaya yumruğu vurduğumda, organizasyona korku değil, sarsılmaz bir disiplin ve güven yayılmasını isterim. Korku insanı hata yapmaya zorlar, yalan söyletir. Ben yöneticimin benden korkmasını istemem; kurallardan, plandan, kurumsal disiplinden taviz verilmeyeceğini bilmesini isterim. Güçlü bir lider kriz anında ekibine panik değil, yön duygusu verir. Biz planımızı net koyarız, kuralları çizeriz ve mazeret kabul etmeden o yolda yürürüz. Fırtına ne kadar büyük olursa olsun, geminin içindeki disiplin sarsılmazsa o gemi limana sağ salim varır.

Varol Öndoğan: “Geçtiğimiz aylarda ABD’li firmalarla yaptığınız 1,5 milyar dolarlık transformatör anlaşmalarının teslimatlarına bu ay başladınız ve bu süreç 2029 yılına kadar devam edecek. Yani siz bugün, 3-4 yıl sonrasının dünyasına iş üretiyor ve taahhüt veriyorsunuz. Günü kurtarmaya çalışan, sabırsız ve heves odaklı piyasa dinamiklerinin aksine, bu kadar uzun vadeli bir planlama ve sabır kültürünü organizasyonunuza nasıl aşıladınız? Hızlı kazanma hırsıyla, uzun vadeli inşa arasındaki o ince sınırı nasıl koruyorsunuz?”

Feridun Geçgel: Varol Bey, bugünün dünyasında günü kurtarmaya çalışanlar yarının dünyasında yok olmaya mahkûmdur. Piyasada herkes çok hızlı para kazanmak, hemen sonuca ulaşmak istiyor. Heves çok, ama plan ve sabır yok. Ben organizasyonuma her zaman şunu anlattım: Biz bir kule inşa ediyoruz, bu kulenin temeli derin ve sağlam olmak zorunda. Temeli aceleyle atarsan, ilk rüzgârda yıkılır.

ABD’li şirketlerle yaptığımız 1,5 milyar dolarlık anlaşmalar, bizim sabrımızın ve üretim gücümüzün bir tescilidir. 2029 yılının dünyasına bugünden taahhüt vermek, müthiş bir özgüven ve organizasyonel disiplin gerektirir. Biz hızlı ve kolay paranın peşinde koşmadık; kalıcı, sürdürülebilir, dünyada parmakla gösterilen bir marka inşa etmeyi hedefledik. ‘Hızlı kazanma’ hırsı bir zehirdir, insanı bitirir. Biz o hırsı akılla ve vizyonla törpüledik. Ekibime hep şunu söylerim: “Bugün attığımız her adım, 5 yıl sonrasının Astor’unu şekillendiriyor. Sabırla, standartlardan ödün vermeden, ilmek ilmek dokuyarak büyüyeceğiz.”

Varol Öndoğan: “Mensubu olduğunuz köklü Şeddadiler aşiretinin getirdiği o geleneksel bağlılık, sadakat ve korumacılık kültürü ile modern, acımasız ve rasyonel kurumsal dünya kuralları arasındaki dengeyi nasıl kurdunuz? Aile anayasasını mı kurumsal dünyaya uydurdunuz, yoksa profesyonel iş etiğini o geleneksel bağlılıkla harmanlayıp kendinize has bir ‘Astor Kültürü’ mü yarattınız?”

Feridun Geçgel: Şeddadiler aşireti, benim geldiğim kök, aldığım terbiyedir. Aşiret kültüründe sadakat, korumacılık, birbirine sahip çıkma ve söz hukuku çok güçlüdür. Bunlar çok değerli insani vasıflardır. Ancak modern iş dünyası acımasızdır ve tamamen kurallarla yürür. Eğer o geleneksel korumacılığı kurumsal yapının içine kontrolsüzce sokarsanız, profesyonelliği öldürürsünüz; liyakat biter, hantallık başlar.

Ben bu iki dünya arasında bir kavga çıkarmadım. Aksine, ikisinin de en güçlü yönlerini alıp kendimize has bir ‘Astor Kültürü’ yarattım. Geleneksel dünyamızdan sadakati, dürüstlüğü ve o sarsılmaz söz hukukunu aldık; profesyonel dünyadan ise liyakati, kuralları, hiyerarşiyi ve bütçe yönetimini getirdik. Bizim fabrikamızda kimsenin soyadına, kökenine bakarak iltimas geçilmez, kural neyse herkes için geçerlidir. Ama aynı zamanda, burada çalışan her bir ferdin arkasında duran, onun acısını da neşesini de paylaşan o geleneksel aile sıcaklığı da hep vardır. Yani profesyonel iş etiğini o köklü bağlılıkla harmanladık. Ne kurumsallaşırken ruhumuzu kaybettik ne de geleneklerimizin modern dünyaya ayak bağı olmasına izin verdik.

Varol Öndoğan: “İş dünyasında bazı insanlar güce ve paraya ulaştıklarında karakterleri ve hayata bakışları radikal şekilde yön değiştirir. Siz bu devasa finansal sıçramayı yaşarken, hayat felsefenizde, dostluklarınızda veya olaylara yaklaşımınızda neleri korumak için özel bir savaş verdiniz? ‘Paranın bozamadığı adam’ olmanın sırrı, hangi değerlere tavizsiz bir şekilde tutunmaktan geçiyor?”

Feridun Geçgel: Para ve güç, insanın içindeki asıl karakteri ortaya çıkaran bir turnusol kağıdıdır Varol Bey. İnsanı para bozmaz aslında; para, insanın içinde zaten var olan ama gücü yetmediği için sakladığı kibri ve zaafları açığa çıkarır. Ben bu finansal sıçramayı yaşarken, en çok o Urfa’daki, Suruç’taki saf Feridun’u korumak için kendimle savaş verdim. Değişmemek, o finansal illüzyonun içinde kaybolmamak için özel bir gayret gösterdim.

Hayat felsefemde lüksü, şatafatı, gücü, insanların gözüne sokmanın yeri yoktur. En eski dostlarım hala benimledir; bir araya geldiğimizde parayı, borsayı, şirketi konuşmayız, eski günleri yâd ederiz. ‘Paranın bozamadığı adam’ olmanın sırrı, vicdana, ticari adalete ve her şeyin geçici olduğu bilincine tavizsiz bir şekilde tutunmaktan geçer. Bugün varsınız, yarın yoksunuz. Bu dünyada bırakacağınız tek şey; evine ekmek götürmesine vesile olduğunuz binlerce insanın duası ve masadan kalktığınızda arkanızdan ‘Dürüst adamdı, hakkımızı yemedi’ diyecek dostların vefasıdır.

Varol Öndoğan: “Yarın bir gün geriye dönüp baktığınızda, çocuklarınıza ve gelecek nesillere bırakacağınız en büyük mirasın Forbes listelerindeki o milyar dolarlık rakamlar veya borsa endeksleri olmayacağını bilecek kadar bilge bir lidersiniz. Feridun Geçgel isminin yanına yazılmasını istediğiniz, rakamlarla ölçülemeyen, o en büyük ve kalıcı ‘manevi eser’ nedir?”

Feridun Geçgel: O listeler, o rakamlar, borsa endeksleri bugün var, yarın piyasa bir döner, hepsi uçup gider. Onlar geçici aynalardır. Çocuklarıma bırakacağım en büyük miras, temiz bir soyadı, lekesiz bir ticari itibar ve bu ülkeye adanmış dürüst bir karakterdir.

Feridun Geçgel isminin yanına yazılmasını istediğim en büyük ve kalıcı manevi eser; “Bu adam bu topraklardan çıktı, dünyayla rekabet eden dev bir marka kurdu ama hiçbir zaman dürüstlüğünden, adaletinden ve insanlığından taviz vermedi” dedirtebilmektir. Bu ülkenin gençlerine, Anadolu’nun bağrından çıkan çocuklarına bir umut, bir vizyon olabilmektir. Rakamlarla ölçülemeyen asıl servet; istihdam sağladığınız binlerce ailenin evindeki huzurdur, memlekete yaptığınız bir okulun, bir hastanenin getirdiği hayır duasıdır. Arkamda milyar dolarlık bir şirket değil, adalet terazisi hiç şaşmamış bir liderlik mirası bırakmak istiyorum. Kalıcı olan sadece budur.

Varol Öndoğan: “Feridun Bey, gelelim bizim hikayemize… Vekmar ve Astor, sektörde alıcı-satıcı ilişkisinin ötesinde; kaliteye, plana ve karşılıklı ticari adalete inanan iki büyük stratejik ortak olarak devasa ve kaliteli bir ciro hacmi yürütüyor. İş dünyasında gücün ve kibrin her biçimine mesafeli duran, planı ve disiplini her şeyin üstünde tutan bir kişi olarak soruyorum: Vekmar’ın masadaki kurumsal ağırlığı, operasyonel sadakati ve oyun kurucu duruşu, Astor’un büyüme stratejisinde ve sizin zihninizde nasıl bir yere sahip? Bizim ortak dilimiz, sektöre nasıl bir standart dayatıyor?”

Feridun Geçgel: Varol Bey, bizim Vekmar ile olan ilişkimiz piyasadaki, sadece fatura kesip mal satmaya dayalı ilişkilerden çok farklıdır. Biz pazarın fırtınalı dönemlerinde de sakin dönemlerinde de masaya hep aynı kurumsal ciddiyetle ve söz hukukuyla oturduk. Vekmar, Astor için sadece güçlü bir distribütör değil; kaliteyi, disiplini ve ticari adaleti bizimle aynı dilden konuşan en önemli stratejik ortaklarımızdan biridir.

İş dünyasında herkes güçten bahseder ama asıl kıymetli olan o gücü yöneten plandır, kurumsal ağırlıktır. Vekmar’ın masadaki ağırlığı, sadakati ve şartlar ne olursa olsun taviz vermediği o disiplinli yapısı, Astor’un büyüme stratejisinde her zaman çok özel ve güvenli bir yere sahip olmuştur.

Bizim ortak dilimiz, bu piyasadaki saman alevi gibi günübirlik çalışan yapılara çok net bir mesaj veriyor, adeta bir standart dayatıyor: “Bu iş ciddiyetle, planla, adaletle ve uzun vadeli sadakatle yapılır.” Vekmar’ın dağıtım gücü ile Astor’un üretim gücü bir araya geldiğinde, sektörde oyunun kurallarını rakipler değil, bizzat biz belirliyoruz. Bu kaliteli ve yüksek hacimli ticari birlikteliğin, önümüzdeki yıllarda da aynı kurumsal olgunlukla sektöre yön vermeye devam edeceğine inancım tamdır. Sizin şahsınızda tüm Vekmar ailesine bu sarsılmaz ortaklık için teşekkür ederim.

Varol Öndoğan: Feridun Bey, bu samimi söyleşinin sonuna gelirken, müsaadenizle soru sormayı bir kenara bırakıp iki dost, iki sektör oyuncusu olarak masaya bizzat kendime ait bazı gözlemleri bırakmak istiyorum. Sizi uzun yıllardır hem ticari ortaklığımızdan hem de dostluğumuzdan ötürü yakından tanıyorum. Sektördeki çoğu patronun aksine, ağzınızdan bir gün bile piyasa şartlarından, krizlerden veya ekonomik fırtınalardan ötürü bir yakınma, sızlanma veya mazeret duymadım. Kriz çıktığında mazeretlerin arkasına saklanmıyor, ama normal dönemlerde de sanki her an fırtına kopacakmış gibi müthiş bir ihtiyatla, sessiz ve derinden çalışıyorsunuz.

Piyasaya dayattığınız bu “mazeretsiz inşa” kültürü kadar, insana ve ekibinize verdiğiniz o görünmez değer de çok kıymetli. Kararlarınızı alırken ekibinize duyduğunuz o ince sadakati, yeni nesle hata yapma alanı açan o babacan sabrınızı hayranlıkla izliyorum. Masadan kalkmadan önce, Anadolu’daki binlerce genç insana, gelecek kuşaklara yol gösterecek son sözlerinizi, bugüne kadar zihninizde susturduğunuz konuları serbestçe dinlemek isterim. Feridun Geçgel’in bu ülkenin yarınlarına bırakacağı o asıl ve son reçete nedir?

Feridun Geçgel: Varol Bey, ağzına sağlık… Beni, benim felsefemi bu kadar doğru kelimelerle özetlemeniz aramızdaki partnerliğin neden sadece bir ticaret değil, bir ruh ortaklığı olduğunu bir kez daha kanıtlıyor. Çok haklısınız, mazeret üretmek, piyasayı kötülemek, sürekli şikayetçi bir dille oturmak benim lügatimde yoktur. Biz bu ülkede üretiyorsak, kriz dönemini bir bahane olarak masaya getirmeyeceğiz. Biz normal dönemde kriz çıkacakmış gibi dikkatli, kriz çıktığında ise gemiyi pürüzsüz yürütecek kadar dik durmak zorundayız.

Bana gençleri, gelecek nesli soruyorsunuz. Onlara ilk sözüm şudur: Bu dünyada hiç kimseden, hiçbir küresel güçten eksik veya geride değiliz. Bizim gençlerimiz korkmasınlar. Kendilerine güvensinler ve ne olursa olsun ticarette dürüstlükten, söz hukukundan taviz vermesinler. Ben bugün buradaysam, dürüstlüğe ve ekibime inandığım için buradayım. Liderlik, masaya tek başına yumruk vurup “benim dediğim olacak” demek değildir. Ben ekibime inanırım. Kararları tek başıma değil, hep birlikte istişareyle alırız.

Hatta size piyasada pek bilinmeyen bir hikayemi anlatayım… Bir yatırım projesi kapsamında ekibimle, toplam 7 kişi Kenya’ya gitmiştik. Ben daha ilk gün, oradaki şartları gördüğüm an bu işin yürümeyeceğini, olamayacağını anlamıştım. Ama masaya dönüp “Ben patronum, bu işi kapatıyorum” demedim. Çünkü ekibimin inanması, süreci yaşayarak görmesi gerekiyordu. Onlar görüşmelere devam etmek istediler, saygı duydum ve Kenya’da fazladan tam 5 gün daha kaldık. Sonuçta ne oldu? Beşinci günün sonunda her bir arkadaşım işin olmayacağını bizzat yaşayarak anladı ve görüşmeleri öyle bitirip döndük. Onların o tecrübeyi kazanması, o 5 günlük kayıplarımızdan çok daha değerlidir. Genç kuşağa, kendi çocuklarınıza hata yapma, süreci deneme şansı vereceksiniz ki yarının sarsılmaz liderleri olabilsinler. Beni bilirsiniz Varol Bey; hatalarımı yüzüme açıkça söyleyen insan benim gerçek dostumdur, beni sürekli övenden, yüzüme gülenlerden her zaman uzak dururum. Çünkü insanı güç değil, dalkavuklar kör eder. Ama benim hayatta kör olmamı engelleyen, arkamdaki o en büyük desteği burada anmak boynumuzun borcudur. Şirketi kurduğumuz, büyüttüğümüz, bu devasa yapıyı beraber omuzladığımız kardeşim Enver Geçgel… Enver’in zekası, öngörüleri olmasaydı ticarette benim önüm bu kadar net açılmazdı. Onsuz bir hayat yok benim için.

Zamanla aile genişledikçe, işin içine eşler, çocuklar, yeğenler, gelinler, kuzenler girdikçe ister istemez bir kıyaslama, birbirinin harcamasına göre denge kurma gibi insani sorunlar, kurumsal yapının önüne çıkmaya başladı. Ama Enver’le biz abi-kardeş hukukumuz sayesinde, aile içi dengeleri de ustaca, kimseyi kırmadan ama kurallardan da taviz vermeden çözdük ve yolumuza pürüzsüz devam ettik. Kurumsallaşma hedeflerimizde çok ciddi aşamalar katetmiş olsak da bizim de hala önümüzde yürüyecek çok yolumuz var.

Biliyor musunuz Varol Bey, bugün ulaştığımız küresel gücün, o sarsıcı büyümenin asıl kırılma noktası neresidir? Yıllar önce, 2008 yılında aldığımız bir ihale için Nijerya’ya gitmiştim. Uçaktan indiğim an, bizi orada en üst düzey devlet yetkilileri karşıladı; adeta bir devlet başkanı gibi, muazzam bir protokol ve saygıyla ağırladılar. O yabancı topraklarda, o resmi kalabalığın ortasında otururken bir an durdum ve sadece düşündüm. Kendi kendime dedim ki: “Feridun, bu ilgi, bu muazzam ağırlama senin şahsına, senin kaşına gözüne yapılmıyor. Bu, ürettiğin transformatörlerin kalitesine, senin mühendisliğine, senin markana gösterilen mutlak bir saygıdır.” İşte bu olay, hayatımın referans noktası oldu. Kimsenin gölgesinde kalmamaya ve işimde en büyük olmaya tam olarak o an karar verdim. Türkiye’ye döner dönmez, o dönem büyük bir firmayla yürüttüğümüz ortaklık görüşmelerini sonlandırdım ve kendime şu sözü verdim: Biz kimsenin arkasına saklanmayacağız, bu sektörün mutlak hâkimi olacağız. İşte bizim hikayemiz budur Varol Bey. Bu kaliteli söyleşi ve bu derin dostluk için ben de size ve Vekmar ailesine teşekkür ederim.

WhatsApp'dan Bize Ulaş!